Çocuklarda duygu düzenleme becerisi, çocuğun öfke, korku, üzüntü, heyecan ve hayal kırıklığı gibi duygularını fark etmesi, ifade etmesi ve bu duyguların etkisi altındayken davranışlarını yönetebilmesiyle gelişir. Bu beceri doğuştan tamamlanmış şekilde gelmez. Çocuğun yaşı, gelişim düzeyi, mizacı, aile ortamı ve ebeveynlerin duygulara yaklaşımı doğrultusunda zaman içinde öğrenilir.
Bir çocuğun öfkelendiğinde bağırması, istediği olmadığında ağlaması veya korktuğu bir durumda ebeveynine yaklaşması her zaman duygu düzenleme sorunu olduğu anlamına gelmez. Özellikle küçük çocuklar yoğun duygular yaşadıklarında kendilerini tek başlarına sakinleştirmekte zorlanabilir. Bu dönemde çocuk, önce yetişkinin sakinliği ve desteğiyle rahatlamayı öğrenir. Zamanla bu deneyimleri içselleştirerek kendi duygu düzenleme becerilerini geliştirir.
Bu nedenle çocuklara “Öfkelenme”, “Ağlama” veya “Bunda korkacak bir şey yok” demek yerine duygularını tanımalarına ve uygun yollarla ifade etmelerine yardımcı olmak daha sağlıklı bir yaklaşımdır. Amaç çocuğun hiç öfkelenmemesi veya üzülmemesi değil; duygusunu tanıyabilmesi ve kendisine ya da çevresine zarar vermeden yönetebilmesidir.
Duygu düzenleme, kişinin yaşadığı duyguyu fark etmesi, anlamlandırması ve davranışlarını duygunun yoğunluğuna göre düzenleyebilmesidir. Çocuklarda bu beceri yalnızca sakin kalmak anlamına gelmez. Çocuğun yaşadığı duygunun adını koyabilmesi, bedenindeki değişiklikleri fark etmesi, ihtiyacını ifade etmesi ve kendisini rahatlatacak uygun yolları kullanabilmesi de duygu düzenlemenin parçalarıdır.
Örneğin bir çocuk oyuncağı elinden alındığında öfkelenebilir. Duygu düzenleme becerisi henüz gelişmemişse bağırabilir, vurabilir veya oyuncağı fırlatabilir. Becerisi geliştikçe “Kızdım çünkü oyuncağımı almak istedim” diyebilir, yardım isteyebilir veya bir süre sakinleşmek için ortamdan uzaklaşabilir.
Duygu düzenleme, duyguyu bastırmak değildir. Çocuk ağlamadığında veya sessiz kaldığında mutlaka duygusunu sağlıklı yönettiği söylenemez. Bazı çocuklar tepkilerini dışarıya yansıtırken bazıları duygularını içine atabilir. Bu nedenle yalnızca davranışın görünümüne değil, çocuğun duygusunu nasıl yaşadığına da dikkat edilmelidir.
Çocukların beyin gelişimi, dil becerileri ve öz denetim kapasitesi yetişkinlerle aynı düzeyde değildir. Küçük çocuklar yaşadıkları yoğun duyguyu adlandıracak kelimeleri bulamayabilir. Ne hissettiklerini anlatamadıklarında bunu davranışlarıyla göstermeleri mümkündür.
Açlık, yorgunluk, uykusuzluk, kalabalık ortam, program değişikliği veya beklemek zorunda kalmak çocukların duygusal toleransını azaltabilir. Yetişkin için küçük görünen bir durum, çocuk için büyük bir hayal kırıklığı oluşturabilir.
Çocuğun mizacı da önemlidir. Bazı çocuklar değişimlere daha kolay uyum sağlarken bazıları yeni ortamlara, beklenmedik olaylara veya yoğun uyaranlara karşı daha hassas olabilir. Hassas bir çocuğun güçlü tepkileri her zaman kötü davranış veya şımarıklık olarak değerlendirilmemelidir.
Duygu düzenlemeyi zorlaştırabilen durumlar arasında şunlar bulunabilir:
Çocuklar ne hissettiklerini anlayamadıklarında duygularını yönetmekte daha fazla zorlanabilir. Bu nedenle ebeveynin çocuğun yaşadığı duyguyu adlandırmasına yardımcı olması önemlidir.
Örneğin çocuk oyuna devam etmek istediği halde parktan ayrılmak zorunda kaldığında ağlıyorsa ebeveyn şu şekilde yaklaşabilir:
“Gitmek istemediğini görüyorum. Oyun bitince üzülmüş ve kızmış olabilirsin.”
Bu cümle çocuğun her istediğinin yapılacağı anlamına gelmez. Parktan ayrılma sınırı devam eder. Ancak çocuk yaşadığı duygunun görüldüğünü ve anlaşıldığını hisseder.
Duyguyu adlandırmak, çocuğun duyguyla davranışı birbirinden ayırmasına yardımcı olur. “Kızgın olabilirsin ama vuramazsın” cümlesi buna örnektir. Böylece çocuk, duygusunun kabul edildiğini ancak her davranışın kabul edilmediğini öğrenir.
Çocuklar duygularını düzenlemeyi ilk olarak yetişkinlerle kurdukları ilişki içinde öğrenir. Çocuk yoğun bir duygu yaşadığında ebeveyn de bağırıyor, tehdit ediyor veya kontrolünü kaybediyorsa çocuğun sakinleşmesi daha zor olabilir.
Ebeveynin sakin kalması her zaman kolay değildir. Özellikle aynı davranış tekrarlandığında, aile yorgun olduğunda veya günlük sorumluluklar arttığında yetişkinler de zorlanabilir. Burada önemli olan, ebeveynin hiçbir zaman öfkelenmemesi değil; kendi tepkisini fark edebilmesi ve mümkün olduğunda düzenleyebilmesidir.
Çocuk yoğun duygular yaşarken ebeveynin ses tonunu düşürmesi, kısa cümleler kullanması ve fiziksel güvenliği sağlaması rahatlamayı kolaylaştırabilir. Uzun açıklamalar ve nasihatler kriz anında etkili olmayabilir. Çocuk sakinleştikten sonra konuşmak daha uygundur.
Öfke, çocukların sık yaşadığı doğal duygulardan biridir. Öfkenin altında hayal kırıklığı, anlaşılmama, yorgunluk, korku, kıskançlık veya kontrol kaybı bulunabilir.
Çocuk öfkelendiğinde ilk olarak güvenlik sağlanmalıdır. Kendisine, başka birine veya eşyalara zarar verme riski varsa davranış durdurulmalıdır. Ancak bunu yaparken çocuğa hakaret etmek, korkutmak veya utandırmak duygu düzenleme becerisini geliştirmez.
Ebeveyn şu adımları izleyebilir:
Örneğin:
“Çok kızdığını görüyorum. Oyuncağı fırlatmana izin veremem. Sakinleştiğinde ne olduğunu konuşacağız.”
Bu yaklaşım hem duyguyu kabul eder hem de davranışa sınır koyar.
Bazı aileler çocuk için sakinleşme alanı oluşturabilir. Bu alan ceza köşesi gibi kullanılmamalıdır. Amaç çocuğu dışlamak değil, duygusu yoğunlaştığında daha az uyarana sahip bir yerde rahatlamasına yardımcı olmaktır.
Sakinleşme alanında yumuşak bir minder, duygu kartları, resimli kitap, stres topu veya çocuğun rahatlatıcı bulduğu güvenli nesneler bulunabilir. Çocuğa “Git ve sakinleşmeden gelme” demek yerine ilk zamanlarda ebeveyn de yanında bulunabilir.
Çocuk sakinleşme alanını yalnızca hata yaptığında gönderildiği bir yer olarak görürse bu alan cezayla ilişkilendirilebilir. Bu nedenle çocuk sakin olduğunda da alan tanıtılmalı ve nasıl kullanılacağı birlikte konuşulmalıdır.
Duygular yalnızca düşüncelerde değil, bedende de hissedilir. Öfke sırasında kalp hızlanabilir, eller sıkılabilir ve yüz ısınabilir. Kaygı sırasında karın ağrısı, nefes değişimi veya titreme görülebilir.
Çocuğa bedenindeki bu işaretleri fark ettirmek, duygu çok yükselmeden önce destek istemesine yardımcı olabilir. Ebeveyn şu soruları sorabilir:
“Öfkelendiğinde bedeninde ne oluyor?”
“Karnında mı, ellerinde mi, yüzünde mi hissediyorsun?”
“Kızgınlığın bir renk olsaydı hangi renk olurdu?”
Nefes çalışmaları oyun şeklinde öğretilebilir. Çiçek koklama ve mumu söndürme, balon şişiriyormuş gibi yavaş nefes verme veya pelüş oyuncağı karın üzerinde hareket ettirme gibi uygulamalar çocukların daha kolay katılım göstermesini sağlayabilir.
Bu uygulamalar yalnızca kriz anında kullanılmamalıdır. Çocuk sakin zamanlarda öğrendiği bir beceriyi yoğun duygu sırasında daha kolay hatırlayabilir.
Uyku, beslenme, hareket ve günlük program çocukların duygusal dayanıklılığını etkiler. Uykusuz veya çok aç bir çocuğun beklemeye, hayal kırıklığına ve değişime tahammülü azalabilir.
Çocuğun gün içinde ne olacağını bilmesi, kendisini daha güvende hissetmesini sağlayabilir. Özellikle geçişlerde zorlanan çocuklara önceden haber vermek faydalıdır.
“Beş dakika sonra oyunu bitirip yemeğe geçeceğiz” şeklindeki bir hatırlatma, oyunun aniden kesilmesine göre daha kolay kabul edilebilir.
Her günün aynı olması gerekmez ancak uyku, yemek, oyun ve ekran süreleri konusunda genel bir düzen bulunması çocukların kendilerini daha güvende hissetmesine yardımcı olabilir.
Ekran, çocuğu kısa sürede sakinleştiriyor gibi görünebilir. Ancak çocuk her sıkıldığında, ağladığında veya öfkelendiğinde telefon ya da tablet verilmesi, kendi kendini sakinleştirme becerisini öğrenmesini zorlaştırabilir.
Bu durum ekranın tamamen yasaklanması gerektiği anlamına gelmez. Önemli olan ekranın hangi amaçla ve ne kadar kullanıldığıdır. Ekranın sürekli duygusal rahatlatıcı olarak kullanılması yerine çocukların oyun, hareket, iletişim ve dinlenme gibi farklı düzenleme yolları deneyimlemesi gerekir.
Ekran kapatılırken yaşanan öfke nöbetleri de geçişlerin önceden haber verilmesi, sürenin net olması ve ebeveynin tutarlı davranmasıyla daha yönetilebilir hale gelebilir.
Çocuklar duygularını her zaman doğrudan konuşarak ifade edemez. Oyun, çocukların yaşadıklarını anlamlandırdığı ve farklı tepkileri denediği doğal bir alandır.
Rol oyunları, kuklalar, resim yapma ve hikâye oluşturma çalışmaları duygu farkındalığını destekleyebilir. Ebeveyn oyuncak karakterler üzerinden şu soruları sorabilir:
“Bu karakter neden kızmış olabilir?”
“Sence şimdi neye ihtiyacı var?”
“Kendini sakinleştirmek için ne yapabilir?”
Bu tür konuşmalar çocuğun hem kendi duygularını hem de başkalarının duygularını anlamasına yardımcı olur. Empati ve sorun çözme becerileri de bu süreçte gelişir.
Çocuklar yetişkinlerin yalnızca söylediklerini değil, yaptıklarını da gözlemler. Ebeveyn öfkelendiğinde bağırıyor ancak çocuğa “Bağırma” diyorsa verilen mesaj tutarsız hale gelir.
Ebeveyn kendi duygusunu yaşına uygun şekilde ifade ederek model olabilir:
“Şu an biraz gerildim. Sakinleşmek için birkaç dakika dinlenmeye ihtiyacım var.”
Bu yaklaşım çocuğa yetişkinlerin de zor duygular yaşayabildiğini, ancak bu duygular karşısında uygun yollar kullanılabileceğini gösterir.
Ebeveyn kontrolünü kaybettiğinde sonradan özür dilemesi de önemlidir. Özür dilemek ebeveynin otoritesini zayıflatmaz. Tam tersine hataların onarılabileceğini ve ilişkide sorumluluk alınabileceğini öğretir.
Duygu düzenleme konusunda her yaştaki çocuktan aynı davranış beklenmemelidir.
Küçük çocuklar yoğun duygularını çoğu zaman davranışla gösterir. Bu dönemde ebeveyn desteği, tekrar eden rutinler, kısa açıklamalar ve oyun temelli öğrenme önemlidir.
Çocuklar duygularını daha ayrıntılı ifade etmeye başlayabilir. Duygu ile davranış arasındaki ilişkiyi anlayabilir, basit sorun çözme yolları geliştirebilir ve sakinleşme stratejilerini daha bağımsız kullanabilir.
Arkadaş ilişkileri, okul başarısı ve sosyal kabul daha önemli hale gelebilir. Çocuk duygularını paylaşmak yerine içine kapanabilir veya daha sert tepkiler verebilir. Bu dönemde mahremiyete saygı göstermek, dinlemek ve kontrolcü olmayan bir iletişim kurmak önemlidir.
Ebeveynler iyi niyetle bazı yöntemlere başvursa da bu yaklaşımlar duyguların sağlıklı işlenmesini zorlaştırabilir.
“Bunda ağlanacak ne var?” demek çocuğun duygusunu küçümseyebilir. “Susarsan istediğini alırım” yaklaşımı, yoğun tepkinin ödülle sonuçlandığını öğretebilir. Çocuğu başkalarının yanında utandırmak ise duygusunu ifade etmekten çekinmesine neden olabilir.
Ayrıca çocuğun bütün sorunlarını onun yerine çözmek de duygu düzenleme becerisini geliştirmez. Çocuğun yaşına uygun zorluklarla karşılaşmasına, beklemesine, hata yapmasına ve çözüm üretmesine alan açılmalıdır.
Duyguyu kabul etmek ile isteği yerine getirmek aynı şey değildir. Çocuk markette istediği oyuncak alınmadığı için üzülüp ağlayabilir. Ebeveyn çocuğun üzüldüğünü anlayabilir ancak oyuncak almama kararını sürdürebilir.
Şu şekilde bir yaklaşım kullanılabilir:
“Oyuncağı çok istediğini biliyorum ve alınmadığı için üzgünsün. Bugün oyuncak almayacağız.”
Bu cümlede çocuğun duygusu görülür ancak sınır değişmez. Çocuk zamanla duyguların kabul edilebileceğini ve her duygunun isteğin gerçekleşmesiyle sonuçlanmadığını öğrenir.
Her çocuk zaman zaman öfke nöbeti geçirebilir, ağlayabilir veya sakinleşmekte zorlanabilir. Ancak tepkiler yaşına göre çok yoğun, uzun süreli ve günlük yaşamı belirgin şekilde etkiliyorsa profesyonel destek değerlendirilebilir.
Aşağıdaki durumlarda çocuk danışmanlığı ve aile danışmanlığı desteği alınabilir:
Davranışların gelişimsel özelliklerden mi, aile içindeki bir zorlanmadan mı veya farklı bir ihtiyaçtan mı kaynaklandığı ilk değerlendirme sürecinde ele alınabilir.
Bazı durumlar yalnızca evde uygulanacak iletişim yöntemleriyle ele alınmamalıdır. Çocuğun güvenliğini veya günlük işlevlerini etkileyen belirtilerde ilgili sağlık ve ruh sağlığı uzmanlarına başvurulmalıdır.
Kendine zarar verme davranışı, başkasına ciddi biçimde zarar verme girişimi, uzun süreli yoğun içe kapanma, günlük yaşamdan belirgin kopma, gerçeklikle bağın zayıfladığı davranışlar veya ciddi güvenlik riski varsa destek geciktirilmemelidir.
Aile danışmanlığı, aile içindeki iletişim ve ebeveyn tutumları üzerinde çalışılmasına destek olabilir. Klinik değerlendirme veya tedavi gerektiren durumlarda çocuk ve ergen ruh sağlığı alanındaki yetkili uzmanlara yönlendirme yapılmalıdır.
Çocuklarda duygu düzenleme becerisi zaman, tekrar ve güvenli ilişki içinde gelişir. Çocuğun öfke, kaygı veya üzüntü yaşaması tek başına bir sorun değildir. Önemli olan, bu duyguları anlamasına ve zarar verici olmayan yollarla ifade etmesine yardımcı olmaktır.
Özel Empati Psikoloji Aile Danışma Merkezi, Kocaeli ve İzmit çevresinde çocuklarda öfke, duygu düzenleme güçlüğü, kaygı, sosyal çekingenlik, ebeveyn-çocuk iletişimi ve aile içi sınırlar konusunda danışmanlık desteği sunar. İlk değerlendirme görüşmesinde çocuğun gelişim dönemi, davranışların görüldüğü ortamlar, aile içindeki iletişim ve ebeveynlerin ihtiyaçları birlikte ele alınır. Gerekli durumlarda ilgili sağlık ve ruh sağlığı uzmanlarına yönlendirme yapılır.
Çocuğun yaşadığı duyguyu fark etmesi, adlandırması, uygun şekilde ifade etmesi ve yoğun duygu sırasında davranışlarını yönetebilmesidir.
Önce güvenlik sağlanmalı, sakin ve kısa cümleler kullanılmalı, çocuğun duygusu adlandırılmalı ve zarar verici davranışa sınır koyulmalıdır. Olay, çocuk sakinleştikten sonra konuşulmalıdır.
Hayır. Çocuğun üzgün veya öfkeli olduğunu kabul etmek, belirlenen sınırın değişeceği anlamına gelmez. Ebeveyn duyguyu anlayabilir ve kararını sürdürebilir.
Bu beceri erken çocuklukta gelişmeye başlar ve çocukluk ile ergenlik boyunca ilerlemeye devam eder. Çocuğun yaşı, mizacı, aile ortamı ve yetişkin desteği gelişim hızını etkileyebilir.
Nöbetler çok sık ve uzun sürüyor, kendine veya çevresine zarar verme görülüyor, okul yaşamı etkileniyor veya aile günlük düzenini sürdüremiyorsa profesyonel destek değerlendirilebilir.
Evet. Çocuğun duygusal tepkileri aile içindeki iletişim, sınırlar veya ebeveyn tutumlarıyla birlikte değerlendirilebilir. Gerektiğinde çocuk ve ergen alanındaki ilgili uzmanlara yönlendirme yapılabilir.